Bir Akşamüstü Kayseri’de
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Ağrı bandı kaç gün kullanılır ?
Kayseri’de akşamlar hep biraz sert gelir bana. Rüzgâr Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken şehrin üstüne ince bir hüzün serer gibi olur. O gün de öyle bir akşamdı. Cebimde eski bir not defteri, aklımda yarım kalmış bir cümleyle yürüyordum. 25 yaşındayım ve çoğu zaman duygularımı saklayabildiğimi sanmıyorum. Sanki yüzüm değil de içim konuşuyor insanlarla.
Bir kafeye sığındım. Cam kenarına oturdum. Dışarıda insanlar hızlı hızlı yürüyordu, kimsenin kimseyi beklemediği bir şehir ritmi vardı. Ben ise beklemekten yorgundum. En çok da birini beklemekten.
Defterimi açtım. Sayfaların arasında onun adı yoktu ama izi vardı. Çünkü bazı insanlar yazıya isim olarak değil, boşluk olarak kazınır.
Eski Mesajlar
Telefonu elime aldığımda ilk yaptığım şey, eski mesajlara bakmak oldu. Bu kötü bir alışkanlık biliyorum ama insan bazı duyguları bırakmayı öğrenemiyor. Onunla olan konuşmalarımızın arasında gezindim.
“Bugün çok yoruldum.”
“Ben de.”
“İyi geceler.”
“İyi geceler…”
Ne kadar sıradan değil mi? Ama o sıradanlığın içinde bile bir sıcaklık vardı. Sanki dünyada sadece iki kişi kalmışız da birbirimize tutunarak uyuyacakmışız gibi.
Sonra bir mesaj daha geldi aklıma. En son konuşmamızdan:
“Bazen düşünüyorum… biz ne oluyoruz?”
Cevap yoktu.
İşte o sessizlik beni asıl yoran şeydi. İnsan en çok cevapsız bırakıldığında yalnız kalıyor.
Üç Kişilik Bir Sessizlik
Onu ilk gördüğüm gün Kayseri’nin eski çarşısında yürüyorduk. O, hızlı konuşan ama gözleri yavaş bakan biriydi. Yanımızda bir arkadaşımız daha vardı. Üç kişiydik ama sanki dünya ikiye bölünmüştü.
Ben ve o.
Diğeri ise aramızdaki boşluk.
Gülüyordu. Ben de gülüyordum. Ama içimde garip bir şey vardı. Sanki kalbim birini seçmiş ama bunu bana söylememişti.
Sonra zaman geçti. O üçüncü kişi hiç konuşmadan çoğaldı. Bazen bir mesaj gecikti, bazen bir bakış eksik kaldı. Ve ben anlamaya başladım: bazı aşklar kalabalık başlar ama yalnız biter.
O akşam kafede otururken kendime sorduğum soru yine geri geldi:
Aşk kaç kişiliktir?
Aşk Kaç Kişiliktir?
Bu soruyu ilk kez ona sormuştum. Bir bankta oturuyorduk, hava soğuktu, ellerim cebimde titriyordu.
“Bence iki kişilik,” demişti.
Ben o zaman inanmıştım. Çünkü inanmak istiyordum.
Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o cümlenin içinde bile bir eksiklik olduğunu görüyorum. Sanki bir şey saklıyormuş gibi.
Çünkü aşk gerçekten iki kişilik mi?
Yoksa iki kişiyle başlayıp üçüncü bir hayalle büyüyen bir şey mi?
Benim içimde hep üçüncü bir kişi vardı: düşüncelerim. Sürekli araya giren, sorgulayan, bozan bir ses.
Ve belki de onun içindeki üçüncü kişi de başkaydı.
Yarım Kalan Bir Yürüyüş
Bir gün yine birlikte yürüyorduk. Kayseri’nin soğuğu yüzümüze vuruyordu. Konuşmuyorduk. Ama sessizlik kötü değildi. Hatta güzeldi bile diyebilirim.
Sonra bir anda durdu.
“Sen hiç düşünüyor musun?” dedi.
“Neyi?”
“Bizi.”
O an içimde bir şey kıpırdadı. Çünkü “biz” kelimesi hem umut hem de korku taşıyordu.
“Düşünüyorum,” dedim.
Ama aslında ne düşündüğümü bilmiyordum.
Çünkü bazen düşünmek, anlamaktan daha ağırdır.
Kalabalıkların İçinde Tek Başına
Sonra o günler değişmeye başladı. Mesajlar seyrekleşti. Görüşmeler ertelendi. Bahaneler büyüdü.
Ve ben Kayseri’nin kalabalık caddelerinde yürürken aslında tek başıma kalmaya başladım.
İnsan kalabalığın içinde yalnız olmayı en geç fark eder. Ben de öyle oldum.
Bir gün tramvay durağında beklerken fark ettim: Onunla ilgili her şey artık geçmiş zamandaydı.
Ama içimde hâlâ şimdiki zaman gibi duruyordu.
Susarak Biten Şeyler
Bazı ilişkiler kavga ederek bitmez. Sessizlikle biter.
Bizimkisi de öyle oldu.
Bir gün mesaj attım:
“Nasılsın?”
Geldiği cevap sadece “iyiyim” oldu.
O “iyiyim” kelimesinin içinde kaç cümle gizliydi bilmiyorum ama bana yetmedi.
Ben daha fazlasını bekliyordum. Açıklama, duygu, belki bir son cümle.
Ama hiçbir şey gelmedi.
Ve ben o an anladım: bazı insanlar gitmez, sadece eksilir.
Defterimdeki Çizikler
Evde defterimi açtım. Yazdım:
“Bugün yine onu düşündüm. Aşk kaç kişiliktir diye soruyorum kendime. Cevap bulamıyorum.”
Sonra yazıyı sildim. Ama kalemi bırakamadım.
Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, taşınmak için vardır.
Ben de taşıdım.
Günler geçti. Kayseri’nin kışı ağırlaştı. Erciyes beyaz bir sessizliğe büründü. Ben ise içimdeki soruyla yaşamaya devam ettim.
Geriye Kalanlar
Bir akşam yine aynı kafeye gittim. Aynı cam kenarı. Aynı rüzgâr.
Ama bu kez farklı bir şey vardı.
Onu düşündüğümde artık acı hissetmiyordum. Daha çok bir boşluk.
Ve boşluk, acıdan daha sessizdir.
Telefonumu açtım. Eski fotoğraflara baktım. Bir karede gülümsüyordu. Ben de yanında yarım bir gülümsemeyle duruyordum.
O fotoğrafa uzun uzun baktım.
Sonra kendi kendime sordum:
“Biz gerçekten iki kişi miydik?”
Yoksa sadece aynı anda yalnız olan iki insan mıydık?
Yeni Bir Soru
Aşk kaç kişiliktir?
Bu soru artık eskisi gibi acıtmıyor.
Daha çok düşündürüyor.
Çünkü belki de aşk bir sayı değildir. Bir formül hiç değildir.
Belki aşk, kaç kişi olduğundan çok, kaç kişi olamadığını fark ettiğin andır.
Ben artık şunu biliyorum: bazen iki kişi bile yetmez. Çünkü araya giren duygular, korkular, geçmişler ve suskunluklar vardır.
Ve onlar da sayıya dahildir.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Hotelkeykan olarak “Aşk kaç kişiliktir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Sonra Öğrendiğim Şey
Şunları da İnceleyin: Ağaçlara hangi kireç sürülür ?
Zaman geçtikçe insan bazı şeyleri affediyor. Ama affetmek unutmak değil.
Ben onu affettim mi bilmiyorum.
Ama artık içimde taşımıyorum.
Sadece hatırlıyorum.
Kayseri’nin akşamlarında yürürken rüzgâr yüzüme vuruyor ve ben kendi kendime gülümsüyorum.
Çünkü artık biliyorum:
Aşk kaç kişiliktir sorusunun cevabı, insanın içinde kaç tane yarım cümle taşıdığıyla ilgili.