Zafer dergisi hangi cemaat? Sorusu neden herkesin bir anda “Google’a koştuğu” o anlardan biri?
Hotelkeykan olarak bu yazımızda “Zafer dergisi hangi cemaat” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve arkadaş ortamında genelde iki rolüm var: ya fazla espri yapan kişi oluyorum ya da herkes gülerken “bir dakika burada toplumsal bir anlam var” diye fazla düşünen adam. İkisinin ortası yok. Bu yazının konusu da tam olarak o ikilikten çıkıyor: Zafer dergisi hangi cemaat? sorusu.
Çünkü bu soru, dışarıdan bakınca basit gibi duruyor ama içinde küçük bir Türkiye sosyolojisi barındırıyor. Bir arkadaş grubu düşünün. Masada çaylar, bazılarında kola, birinde “ben şekersiz yeşil çay içiyorum” havaları… Bir anda biri telefonu çıkarıyor:
— “Ya şu Zafer dergisi hangi cemaat?”
Ve o an masa ikiye ayrılıyor. Biri “onu da mı merak ettin?” diyor, diğeri Wikipedia hızında açıklama yapmaya başlıyor, ben ise içimden “bu soru nereden geldi, biz nasıl buraya düştük” diye düşünüyorum.
İzmir kafasıyla cemaat, dergi ve yanlış anlamalar üçgeni
İzmir’de büyüyen biri olarak şunu söyleyebilirim: Bizde her konu biraz gevşek başlar ama bir anda derinleşir. Mesela Karşıyaka vapurunda iki kişi konuşur:
— “Zafer dergisi hangi cemaat acaba?”
— “Abi ben onu bilmiyorum ama geçen gün kordonda simit pahalıydı.”
İki konu arasında hiçbir mantıksal bağ yok ama duygusal bağ var: merak.
Ben de çoğu zaman böyleyim. Bir konuyu duyuyorum, önce gülüyorum, sonra 3 saat kafamda analiz ediyorum, en sonunda “ben neden bunu düşünüyorum” diye kendime kızıyorum.
Zafer dergisi hangi cemaat? sorusunun internette yolculuğu
Bu soru genelde masum başlıyor. Birisi dergiyi bir yerde görüyor, kapağını fark ediyor ya da sosyal medyada denk geliyor. Sonra refleks:
“Bunlar kimin?”
Türkiye’de bu refleks çok güçlü. Çünkü bizde hiçbir şey “sadece şey” değildir. Her şeyin bir arka planı vardır. Dergi mi? Cemaat bağlantısı aranır. Siyaset mi? Futbol takımı gibi analiz edilir. Kahve mi? Üç farklı yorum çıkar.
Ben de bir gün ofiste bunu yaşadım. Kahve molasında biri dedi ki:
— “Zafer dergisi hangi cemaat biliyor musun?”
Ben de otomatik cevap verdim:
— “Abi ben daha kendi hayatımın hangi cemaatte olduğunu çözemedim.”
Herkes güldü ama sonra kısa bir sessizlik oldu. Çünkü hepimiz biliyoruz: aslında soru komik değil, merak ciddi.
Gündelik hayatta “bağlantı arama” refleksi
Bu ülkede insanlar boşluk sevmez. Bir şey gördüğünde hemen bağ kurar. İzmir otobüsünde bile bu olur.
Yanımda iki kişi konuşuyor:
— “Zafer dergisi hangi cemaat?”
— “Bilmiyorum ama 200 otobüs yine geç kaldı.”
İkisi arasında hiçbir ilişki yok ama aynı sinir sistemi tepkisi var: anlamlandırma çabası.
Ben bazen kendimi yakalıyorum. Mesela markette sıra beklerken bile beynim çalışıyor:
“Kasiyer neden bu kadar yavaş?”
“Acaba bu da bir sistem eleştirisi mi?”
“Zafer dergisi hangi cemaat diye soran insanlar neden bu kadar çok?”
Sonra fark ediyorum: ben sadece süt almaya gelmiştim.
Zafer dergisi hangi cemaat? sorusunun sosyal psikolojisi
Bu soru aslında bir yayın ya da içerikten çok, insanların bilgiye yaklaşım biçimini anlatıyor. Türkiye’de insanlar bir şey okuduğunda genelde iki şey arıyor:
1. Bu kim?
2. Bu kime yakın?
İzmir’de bunu daha rahat konuşuyoruz ama yine de refleks aynı. Çünkü hepimiz bir şekilde “arka plan okuma” yapıyoruz.
Bir arkadaşım geçen gün ciddi ciddi dedi ki:
— “Ben artık hiçbir şeyi direkt okuyamıyorum.”
— “Neden?”
— “Çünkü hemen Zafer dergisi hangi cemaat gibi sorular aklıma geliyor.”
Bu cümle aslında modern insanın özeti gibi.
Kendi iç sesimle kısa bir diyalog
Bazen içimde iki kişi var:
Ben 1: “Boşver, sadece dergi işte.”
Ben 2: “Hayır, hiçbir şey sadece dergi değildir.”
Ben 1: “Ama yoruluyorum.”
Ben 2: “Zaten asıl mesele o.”
Sonra kahve içiyorum ve ikisi de susuyor.
Arkadaş ortamında bu sorunun açtığı mini kaos
Geçenlerde Alsancak’ta oturuyoruz. Konu yok. Herkes telefonda. Bir arkadaş:
— “Zafer dergisi hangi cemaat ya?”
O an masa:
biri çayını bırakıyor
biri “bunu konuşmayalım” diyor
biri Google açıyor
ben ise sandalyeye yaslanıp “biz niye hep bir şeyin arkasını arıyoruz” diye düşünüyorum
Sonra konu dağılıyor ama soru havada kalıyor. Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, ortamı bozmak için var gibi.
Zafer dergisi hangi cemaat? sorusuna İzmir’den bakmak
İzmir’de bu tür sorular biraz daha rahat karşılanıyor. Çünkü burada insanlar genelde daha “bırak gitsin” modunda.
Ama yine de merak ölmez. Sadece şekil değiştirir.
Bir gün sahilde yürürken iki kişi duydum:
— “Zafer dergisi hangi cemaat?”
— “Abi bilmiyorum ama şu deniz bugün çok güzel.”
İşte İzmir budur. Büyük sorular + küçük huzur.
Ben de yürürken düşündüm: Belki de mesele gerçekten cemaat değil. Belki de insanlar sadece dünyayı anlamaya çalışıyor. Ama bunu yaparken bazen fazla ciddi, bazen fazla komik oluyoruz.
İçten içe büyüyen düşünce döngüsü
Benim en büyük problemim şu: küçük bir soruyu büyütmek.
Mesela:
“Zafer dergisi hangi cemaat?”
Beynim:
İlk seviye: Merak
İkinci seviye: Sosyolojik analiz
Üçüncü seviye: Toplum eleştirisi
Dördüncü seviye: “Ben neden bu kadar düşünüyorum?”
Sonra yoruluyorum ve simit alıyorum.
Gülerek ciddiye almak
Bu konunun en garip tarafı şu: hem komik hem ciddi. Arkadaş ortamında şaka gibi başlıyor ama aslında herkes bir şey anlamaya çalışıyor.
Birisi diyor ki:
— “Zafer dergisi hangi cemaat?”
Diğeri:
— “Abi boşver ya.”
Ama kimse gerçekten boşvermiyor.
Sonuç yerine: İzmir’de bir kaldırım kenarı düşüncesi
Bazen Kordon’da yürürken düşünüyorum. Deniz var, rüzgâr var, insanlar var. Herkes bir şeylere bakıyor ama kimse aynı şeyi görmüyor.
Belki de “Zafer dergisi hangi cemaat?” sorusu aslında bir yön arayışı. İnsanların dünyayı kutucuklara yerleştirme isteği.
Ben yine de şunu fark ediyorum: ne kadar düşünürsem düşüneyim, bazen en iyi cevap, sadece yürümeye devam etmek oluyor.
Ama tabii, ertesi gün biri yine soruyor:
— “Zafer dergisi hangi cemaat?”
Ve döngü yeniden başlıyor.